Efil efil bir yaz akşamında, el ele yürürken, kız aniden durdu, etrafına bakındı... sonra karşı kaldırıma geçti, duvardaki yaprakları inceledi... tekrar kokladı havayı...
O da merak içinde kızı izliyordu, yine ne menem bir gariplikle karşılaşacağını bilmeden...
Kız birden diğer sokağa döndü ve yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. İşte, ılık rüzgarı takip eden koku buradan geliyordu; hanımeli çiçeklerinden...
Sevdiceğini yanına çağırıp çiçekleri gösterdi; onların kokusunu, narinliğini, içlerinde biriktirdiği balı bir mucize gibi anlattı.
O ise şefkatle baktı kızın yüzüne, "ne kadar çocuk.." diye düşündü.
Notlar:
– Bu hikayedeki kız, bendeniz Rumeysa; yanımdaki ise, bir benzeri daha olmayan eşim Murat'tır. O ipek böceğiydi, ben hanımeli; ama birbirimizi uzaktan sevmeye razı olamadık bir türlü. Bu akşamdan yaklaşık iki sene sonra aynı deftere imzalarımızı attık. :)
– Bloga ismini veren zarif çiçek; 'hanımeli'. Evet onları çok seviyorum. Sevimsiz olgunluğuma rağmen, onların kokusunu duyduğum anda çocuklar gibi koşmak istiyorum..
Ne kadar güzel bir yazı olmuş Rümeysacım:)
YanıtlaSilbekliyorum devamını :)
http://biranneningununasilgecer.blogspot.com/ bak bu da benim bloğum:)
teşekkür ederiiiim Müjgaan.. sanırım şu an kırmızıyım, utandım.. :)
YanıtlaSilBayıldım bayıldım :)
YanıtlaSil<3
Sil